ilim Dünyasını sarsan Haber: ?Vatana, Millete ve Ülkesine faydalılık geni bulundu?

Geçtiğimiz hafta mesaisi başlamadan ya da mesaisi başladıktan bir müddet sonra masa başı daha doğrusu bilgisayar başı işi olan pek çok ?beyaz yakalı? arasında internette en çok tıklanan haber Erzurum’da bir okul müdürünün yapmış olduğu ?talihsiz? açıklamaların haberi oldu.

Söz konusu haber, ülkemizin yoğun gündemi arasında kendine çok da fazla yer bulmamış olsa da, hutopia editörlerimizin gözlerinden kaçmadı ve bu haberi incelemeye karar verdik.

Gelin öncelikle bu okul müdürü, bu eğitimcimiz ne demiş bir onu hatırlayalım.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/19961948.asp
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/19964745.asp
Peki ama Erzurum Dumlupınar İlköğretim Okulu Müdürü Mustafa Aydın tam olarak ne demek istemişti? Sonrasında ifade ettiği gibi, gerçekten de yanlış mı anlaşıldı?

 

Haberi okuyan pek çok kesim için ?yok artık daha neler !? dedirten ve ?esefle kınanan? bu ifadeler, okul müdürünü ?gericilik? veya ?bağnazlık?la suçlamak için yeterliydi.
Okul Müdürü Aydın’ın konuşmasında ?Tıp ilerledi, emniyette suçluların kanını alıp gen haritası çıkarsınlar. Çocuk doğduktan sonra analizi yapılsın. Vatana, millete, bu ülkeye zararlıysa yürümeden yok edilsin? lafı kuşkusuz insanın kanını donduran, insanlar üzerinde gerçekleştirilen  son derece ürkütücü deneyler, ve Nazi Almanya?sında Yahudi toplama kamplarında yaşananları çağrıştırıyordu.
Her ne kadar bu sözleri sarfetmeden önce ?biraz anormal gelebilir ama..? diye başlasa da, 30 yıllık bir eğitimci böyle bir şeyi nasıl söyleyebilir di? Esas görevi Proje üretmek olması gereken bir eğitim yöneticisinin ülkemiz gençlerinin eğitimi ile ilgili projesi bu söylediklerinden mi ibaretti?
Şu aralar sıkıntılı günler geçiren bu okul müdürümüzü daha fazla üzmek istemmeyiz ama, kendisinin bu fikirleri çok da ?orijinal? sayılmaz. Bu fikirler daha önceleride vardı, bugünde var ve inanın Genetik biliminin ilerleme hızına bakrsak, gelecekde de olacak.
Bu ?hocamızın? en büyük hatası sanırım ?doğmadan yok edilsin? yerine ?yürümeden yok edilsin? demiş olması oldu. Çünkü eğer  ?yürümeden yok edilsin? yerine ?doğmadan yok edilsin? deseydi sadece Türkiye?de değil dünyanın pek çok ülkesinde bu fikirlerine destek bulabilirdi.
Günümüzde bazı genetik hastalıklar, daha henüz bebek anne karnındayken tespit edilebilip gebelik sonlandırılabiliyor. Prenatal tanı, doğum öncesi tanı diye adlandırabileceğimiz bu süreç( anne karnındaki bebeğin bazı hastalıklara sahip olup olmadığının taranması), bebek dünyaya gelmeden önce, ya da daha dar anlamda, bebek yaşama sınırına erişmeden önce (şu anda “yaşama sınırı” 24. gebelik haftası olarak kabul edilmektedir) kendisinde varolan problemlerin tanınmasıdır. Yaşamla bağdaşmayan, yani bebek doğduğunda yaşamasını imkansız kılacak olan anomalilerin tanınması gebeliğin daha fazla devam ettirilmesini önler.
Hangi hastalıklarda, hangi genetik bozukluklarda gebelik sona erdirilebilir hangilerinde bebeğin yaşamını devam ettirmesi ?normal? olabilir ? Tahmin edebileceğiniz gibi böyle bir soruya genel bir cevap verilebilmesi çok zor. Bu sorunun cevabı Tıp bilimini ilgilrendirdiği kadar Felsefe ve Etik konularınıda yakınen ilgilendirmektedir.
Gelecek yıllarda, çok-uzak-olmayan-bir-gelecekte, başka bir sorunla karşı karşıya kalabiliriz: ağır genetik hastalıklar dışında, toplumda çok kabul görmeyen bazı ufak kusurlara (göz bozukluğu, kellik, obezite, bağımlılığa yatkınlık, psikolojik veya psikiyatrik rahatsızlıklara yatkınlık, düz tabanlılık, IQ zeka düzeyinin toplum ortalamasında ya da ortalamanın biraz altında olması) sebep olan genler insanın gen haritasında tespit edildikten sonra, çocuk sahibi olmak isteyen çiftler bu tür kusurlara sahip olmayan çocukve çocuklara sahip olabilme amacıyla prenatal tanıya başvurup, genetik danışma* alıp, doğacak çocuklarda yukarıda bahsi geçen kusurlar varsa eğer gebeliğin sonlandırılmasını isteyebilirler. Evet işte o zaman 20. yüzyılda yani çok gerilerde bıraktığımızı düşündüğümüz Irkçı ideolojilere geri dönmüş olabiliriz.
Önlenebilir tüm genetik kusurları engeleyebildiğimiz zaman, her insan hayat verecek olduğu, soyunu devam ettireceği araç olan çocuklarının, bütün muhtemel genetik kusurlarından ?arınmış? olarak doğmasını arzu edecektir. Genetik açıdan herhangi bir kusur içermeyen insanlar el üstünde tutulacak, genetik kusurları olanlar zekaları el verse bile, ufak tefek kusurlarından dolayı hiçbir zaman hak ettikleri yere gelebilmeleri mümkün olmayacak.
20. Yüzyılın ikinci yarısında İskandinav ülkelerinde, ırk bozulmasın diye esmer koyu tenli insanların kısırlaştırıldığı bu ülkelerde resmi otoritelerinde itiraz etmediği bir gerçek. Öjenik uygulamalar hem teoride hem pratikte çok yeni sayılmaz. Genetik bilimi ilerledikçe, bir yandan insanlığa hizmet ederken, daha iyi bir yaşam sürmenin peşinde koşarken, bir diğer yandan Genetik Biliminin bir ayrımcılık unsuru olarak kullanılma tehlikesi ile karşı karşıya olabiliriz. Bu şimdilik bir bilim kurgu hikayesi gibi gelse de, çok yakında Genetik Ayrımcılık yeni bir ayrımcılık çeşidi olarak karşımıza çıkabilir.

Erzurum?da Dumlupınar İlköğretim okulu müdürü sayın Mustafa Aydın?ın çıkışına geri dönersek, müdür bey farkında olmadan son derece önemli, bilim dünyasında tartışmalara neden olan çok önemli bir sorunu çözmüş (!) bulunuyor. Davranışlarımızın, şiddete yatkınlık, sosyal çevreye uyum sağlama gibi pek çok kişilik özelliğimizin Genetik olarak belirlendiğini ve bunu değiştirmenin mümkün olmadığı tezini savunmuş oluyor açıklamalarıyla. ?Vatana, Millete ve Ülkesine faydalılık? Mustafa beye göre genetik olarak belirlenebilir. Bu özelliği belirleyen gen ya da genlerde eğer bir bozukluk varsa, ne yaparsak yapalım bu ?davranış bozukluğunu? değiştirmek mümkün değil ve bu çocukların belkide hiç doğmaması lazım. ?30 yıllık eğitimci? olan müdür beye o söyleşiye katılanlardan birileri keşke sorsaydı: ?Müdür bey, o çocukların yetiştiği çevre, anne ve babalarının eğitim düzeylerinin Avrupa Birliği normlarından en az 10 kat geride olması belkide okuma ve yazma oranının bu veliler arasında çok düşük olması, bu ailelerin yoksulluk sınırının çok altında yaşıyor olmasının bu çocukların şiddete meyilli olmalarında hiç mi etkisi yok ??
Eminiz okul müdürü 30 yıllık eğitimcilik tecrübesiyle daha sağduyulu bir cevap verirdi.
Son bir düzeltme: Yüz nakli ameliyatları başlamadan çok önce yaklaşık 10 yıldır, genetik testler, kişiye özel DNA analizi, ülkem,zde ve dünyada gerçekleşmekte.
Eğitimci Mustafa Aydın?ın geçtiğimiz hafta bu ?sıra dışı? çıkışı, kendisine pahalıya mal olsa da, ülkemizin bu tek düze gündeminden çıkma ve gelecekte insanlığın yüzleşmesi gerekebilecek muhtemel tehlikeler üzerinde düşünmemizi sağladı.
Bu bağlamda kendisine teşekkürü bir borç biliriz.
Esen kalın
Çetin Çelik

 

* Genetik Danışma ile ilgili Dr. Ümran Çetinçelik’in yazını okuyabilirsiniz.